Türkiye Beylikova Sahasında 12 Milyon Ton Nadir Toprak Oksit Rezervi Açıklıyor

Türkiye Beylikova Sahasında 12 Milyon Ton Nadir Toprak Oksit Rezervi Açıklıyor
16.01.2026
A+
A-

Grönland üzerinden şekillenen ABD–Çin rekabeti, nadir toprak elementlerini yalnızca jeopolitik değil, trilyon dolarlık sektörlerin işleyişini etkileyebilecek stratejik bir rekabet alanının merkezine taşıyor. Küresel üretim ve işleme kapasitesinin büyük ölçüde tek bir ülkede yoğunlaşması, tedarik güvenliğini kritik bir kırılganlık başlığı hâline getiriyor. Türkiye’nin Beylikova sahası ise bu tabloda stratejik bir potansiyel olarak öne çıkıyor.

Nadir Toprak Elementlerinin Stratejik Önemi

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, ABD’nin Grönland’a yönelik artan ilgisinin yalnızca jeopolitik ve askerî bir refleks olmadığını belirtiyor. Kritik hammaddeler üzerinden şekillenen küresel rekabet, ileri teknoloji üretimi, enerji dönüşümü ve yüksek ekonomik ölçekli tedarik zincirleri bağlamında değerlendirilmesi gerekiyor. Nadir toprak elementleri, ülkelerin teknoloji üretme kapasitesini, savunma yetkinliğini ve ekonomik egemenliğini doğrudan etkileyen stratejik girdiler haline geldi.

Nadir toprak elementleri; ekonomik olarak çıkarılabilir yatakların sınırlılığı, çevresel ve teknik zorluklar ve işleme zincirinin belirli coğrafyalarda yoğunlaşmasından dolayı kritik önem taşıyor. Bu grup toplam 17 elementten oluşuyor: Skandiyum, itriyum, lantan, seryum, praseodimyum, neodimyum, prometyum, samaryum, evropyum, gadolinyum, terbiyum, disprozyum, holmiyum, erbiyum, tulyum, iterbiyum ve lutesyum.

Kullanım Alanları ve Tedarik Zinciri Kırılganlığı

Bu elementler elektrikli motorlarda ve rüzgâr türbinlerinde kullanılan kalıcı mıknatıslar, savunma elektroniği, hassas sensörler, lazer sistemleri, optik uygulamalar, batarya ve enerji depolama bileşenleri gibi geniş yüksek teknoloji yelpazesinde kritik roller üstleniyor. Tedarik zincirindeki küçük bir aksama, çok daha büyük endüstriyel ekosistemlerde zincirleme etki yaratabiliyor.

Uluslararası raporlara göre, asıl kırılganlık rezerv varlığından çok ayrıştırma ve rafinasyon aşamasında yoğunlaşıyor. Küresel ölçekte birçok ülke maden üretimi gerçekleştirse de, yüksek katma değerli yarı mamul ve nihai ürün üretimi sınırlı sayıda ülkenin kontrolünde bulunuyor. Bu durum, nadir toprak elementlerini stratejik bir sanayi girdisi haline getiriyor. Tartışmanın merkezinde “kim ayrıştırıyor, kim rafine ediyor, kim ürüne dönüştürüyor” soruları öne çıkıyor.

Küresel Üretim ve Yoğunlaşma

Vatansever, nadir toprak elementlerinin üretim, işleme ve rafinasyon zincirlerinin az sayıda ülke etrafında yoğunlaştığını belirtiyor. Küresel nadir toprak elementi üretiminin yaklaşık %60’ı, rafinasyon ve ileri işleme kapasitesinin ise büyük ölçüde tek bir ülkede toplandığı belirtiliyor. Bu yoğunlaşma, tedarik güvenliğini stratejik bir kırılganlık haline getiriyor.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) 2023 verilerine göre, dünya maden üretimi yüz binlerce ton seviyesinde gerçekleşirken, üretimin büyük bölümü Çin’de yoğunlaştı. ABD ve Avustralya ise diğer öne çıkan üreticiler arasında.

Grönland, yaklaşık 1,5 milyon tonluk rezerv potansiyeli ile Çin dışı tedarik seçenekleri arasında stratejik bir konumda bulunuyor. Burada maden sahası ve tedarik mimarisini çeşitlendirme arayışındaki “alternatif havza” olarak öne çıkıyor.

Teknolojik ve Ekonomik Rolü

Nadir toprak elementleri; elektrikli araç motorlarından, rüzgâr türbinlerine, savunma elektroniğinden enerji depolama sistemlerine kadar geniş teknoloji alanlarında kritik rol oynuyor. Bu elementlerin yüksek teknoloji ürünlerinin büyük bölümünde doğrudan veya dolaylı girdi olarak kullanıldığı ve kısa vadede ikame alternatiflerinin sınırlı olduğu vurgulanıyor.

Uluslararası pazar araştırmaları, nadir toprak elementleri ve bağlı pazarların enerji dönüşümü ve ileri teknoloji yatırımlarıyla birlikte büyümeye devam edeceğini gösteriyor.

Stratejik önem ise, parasal büyüklükten ziyade elektrikli mobilite, savunma sanayii, enerji dönüşümü, havacılık ve ileri elektronik gibi trilyon dolarlık sektörlerin işleyişini sağlayan kritik girdiler olmasından kaynaklanıyor. Arz kesintileri büyük sanayi ekosistemlerinde zincirleme etkilere yol açabiliyor.

ABD ve Çin’in Rekabeti

ABD’nin Grönland’a ilgisi, coğrafi konum veya askerî varlık değil; kritik minerallerde arz güvenliği üzerine kurulu bir strateji. ABD yönetimi, nadir toprak elementlerinde tek ülkeye bağımlılığı ulusal güvenlik riski olarak tanımlıyor. USGS’nin 2025 kritik mineraller listesinde nadir toprak elementleri kritik kategoride yer alıyor. ABD’nin bu alandaki yıllık ithalatının parasal karşılığı yüz milyonlarca dolar seviyesinde bulunuyor.

Çin, küresel nadir toprak elementleri zincirinde sadece rezerv büyüklüğüyle değil, işleme, rafinasyon ve ürünleştirme kapasitesindeki yoğunlaşmayla da ağırlığını ortaya koyuyor. Önceki ihracat kısıtlamaları, ABD, AB ve Japonya gibi yüksek teknoloji üreticileri için tedarik zincirlerinde ciddi kırılmalara sebep oldu.

Türkiye’nin Potansiyeli ve Beylikova Sahası

Türkiye açısından nadir toprak elementlerinin kritikliği, küresel enerji dönüşümü ve teknoloji yarışından kaynaklanıyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, enerji dönüşümüne yönelik yıllık yatırımlar 1,7 trilyon doların üzerinde. Bu yatırımlar elektrikli mobilite, rüzgâr enerjisi ve enerji depolama teknolojilerini kapsıyor.

Kamuya açık verilere göre, Türkiye’nin Eskişehir–Beylikova sahasında 694 milyon ton cevherleşme ve 12–13 milyon ton nadir toprak oksit içeriği bulunuyor. Sahadaki elementlerin mineralojik yapısı ve işleme teknolojilerine bağlı olarak ayrıştırma, rafinasyon ve ürün hattına hangi verimle bağlanabileceğinin netleştirilmesi kritik.

Vatansever, Türkiye’nin nadir toprak elementlerinde hedefinin yalnızca “ilk 5” olmakla sınırlı kalmaması gerektiğini, ayrıştırma, rafinasyon ve yüksek katma değerli ürün üretimine odaklanan ülkelerin küresel rekabette öne çıktığını söylüyor. Türkiye’nin bu alanda doğru programla hareket etmesi halinde küresel ilk 3 hedefini gerçekçi biçimde masaya koyabileceği ifade ediliyor.